top of page
  • Writer's pictureAysel K. Basci

Münevverlerin Sorguya Çekilmesine Dair

Updated: Aug 11, 2023


(Halide Edib Adıvar, 1884-1964)

Yazan: Halide Edib Adıvar, Akşam Gazetesi, 5 Haziran 1947.

İngilizce çevirisi: Aysel K. Basci, About Questioning the Intellectuals (2022)

* * *

Son zamanlarda çeşitli fikirleri temsil eden gazeteler münevverleri bir anket yayılımına tutmuşlardır. Her hangi yeni veya eski ismler bu anketlerde yer almaktadırlar. Bu ismler arasında başta geleni milliyetçiliğe dairdir. Her okumuş yazmış telâkki edilen bu sorgu dairesinin içindedir. Bundan dolayı ben de sorguya çekilenler arasındayım.

Milliyetçilik ümdesinin — âciz kanaatime göre — hudut ve mânasını eser ve hayatımla tespit ve ifade ettiğime inandığım için şimdiye kadar bu suallerin üstünde uzun durmağı zait görmüştüm. Fakat şimdi karşımda duran “Şark Yolu” gazetesinden gelen suallere bakarken son defa olarak, milliyetçilikten ne anladığımı yazmak lâzım geldiğine kanaat getirdim; çünkü milliyetçilik, doğru veya yanlış, son çeyrek asır zarfında birbirinden başka ve zıt tefsirlere ve telakkilere yol açmıştır.

Bu anket iki sual soruyor:

1. Milliyetçilikten ne anlarsınız?

2. Türk milliyetçiliğinin kendi anlamınıza göre tefsirini yapar mısınız?

1. Milliyeçiliği kültürel (harsi) ve siyasi diye ikiye ayırıyorum:

a) Kültürel tarafından fikrimce hiçbir millet veyahut fert ayrılmaz. O kadar ki “Milletim nev’i beşer, vatanım ruyi zemin” (1) esasına dayanan her hanki ideolojiye bağlı fert ve hattâ millet dahi maziden miras kalan fikir veya sanatlarını uzun zaman için unuttukları vaki değildir. Osmanlı devrinden kalma diye inkâra kalkıştığımız ve yahut hakir gördüğümüz, hattâ çocuklarımıza unutturmaya çalıştığımız bir takım iyi veya kötü eserin, şahsın, devrin hâlâ vicdanımızda çok kuvvetle yer tuttuğunu her gün görüyoruz. Aynı şey dünya inkilâplarının en ciddisini geçiren Rusyada da göze çarpıyor. Avrupa hattâ Avrupa harsının en mürekkebi olan Amerikada, en koyu muhafazakârlardan, en müfrit sosyaliste, yani komüniste kadar milletlerinin yarattığı eser ve tekâmul safhalarına karşı hiç bir kimse lâkayıt kalmamıştır. Kendilerini açık ve derin bir tenkid görüşle tenkid eden bütün Garp âleminde bu kültürel milliyetçilik hiç bir zaman kaybolmamış bir realitedir.

Esasen hayvandaki maddi tekâmül safhaları ne kadar gözle görünen bir tabiat kanununun eseri ise, insan denilen, ve kafasile ruhile hayvandan ayrılan mahlûktaki harsi milliyetçiliğin az çok bir tezahürü olan mazinin mânevi kıymetlerine bağlılık da tabiî bir zarurettir. Bunu ortadan kaldırmak demek insanları fert halinden çıkarıp birer numaralı robot halinde toplanmış, muazzam bir makinenin aletleri haline sokmak demektir. Eğer tekâmül denilen şey varsa, insanların bakası için az çok istikrar ve şahsiyet lâzım ise harsi milliyetçilik bunun birinci şartını teşkil eder. Demek ki dünyada az çok farklı merbalelerde bulunan bu nevi mazi kıymetlerine bağlılık ifade eden ve maziden istikbale doğru geçen kıymetlere bağlılık milliyetçiliğin en umumi tarifidir. Gerek millet-içi gerek millet-dışı münasebetlerin alabileceği iyi veya kötü şekilleri dikkate almaksızın, bu hissin payidar olacağına inanmak mecburiyetindeyiz.


b) Milliyetçiliğin siyasi tarafına gelince, bu memlekete göre farklı olmuştur. Fakat siyasi milliyetçilik, biraz ifrata kaçtığı an, insaniyet için daima, milletler için uzun vadeli muzurdur, ve felaket doğurmuştur. Millet dışı siyasetlerinde, müfrit milliyetçi olanlar daima başka milletleri kendilerinden aşağı görmüşler, ellerine fırsat geçince istilaya, hattâ imhaya kadar varmışlardır. Siyasi milliyetçiliğin en zararlı tezehhürü, son çeyrek asır içinde, milliyeti müşterek anane, müteffik hudutları haricine çıkararak, milliyetin sadece ırka dayandığına inananlar arasında görülmüştür. Ve bu ırkçılık akideleri kudretli bir teşkilâta, bir nevi uydurma rejim - ilmine bağlıyanlar Hitler Almanyasında görülmüştür. Bunun, sırf ırkçılığa inananların yenilmesile kötülüğü, sakatlağı meydana çıktığını iddia etmek — zannımca — doğru olmaz. Çünkü bazen doğruya inananlar da — kısa bir müddet için olsa dahi — yenilebilirler. Fakat birincilerin fikirleri de kendilerile beraber yıkılır, ikincilerin fikirleri ergeç tahakkuk eder. Hûlâsa, milliyetçilik, ırkçılık, yani biolojik bir akide olduğu zaman, ne kadar ilim ve realiteden ayrıldığını anlamak isteyenlere Julian Huxley’nin “We Europeans” adlı eserini tavsiye ederim.

2. Türk milliyetçiliğinin kendi anlamınıza göre tefsirini yapar mısınız? Sualine gelince:

Buna cevap vermeği birincisi kadar kolay bulmuyorum. Çünkü milliyetçilik bizde muhtelif safhalardan geçmiştir. Meselâ: Osmanlı devrinin başlarında milliyetçilik hiç de bâriz değildir. Osmanlı devri dediğimiz, yakın şark Türklerinin en kudretli oluş devirlerinde siyaset hiç milliyetçi değildir. Milliyet sadece dil ve dine bağlıdır ve siyasette en geniş manâsile bir demokrat temayül vardır. Türkçe konuşan her müslüman memleketin her nevi idaresinde, kabiliyetine göre, yer almıştır. Fakat, din ve dilleri ayrı olan memleket halkına idarede ehemmiyetli bir yer verilmemekle beraber kanun nazarında vicdan hürriyetleri ve memleket tabaası sıfatile kanun nazarında hakları tanınmıştır.

İkinci devre, yani Fransız inkilâbından sonraki Yakın Şark Türkleri biraz daha ileri gitmişler, milliyetlerindeki dil ve din esasına sadık kalmışlar, fakat milliyetçiliği siyaset sahasından uzak tutmuşlar. Yalnız, her din ve dil grubuna müsavi hak tanımışlardır.

Bundan sonra, Türklüğün harsına yeni bir unsur, yani Garp düşünce ve felsefesi yavaş yavaş nüfuz etmeye başlamıştır. Fakat gene de Yakın Şark Türkleri, siyasete milliyetçilik sokmamışlardır. Bu sayede belki imparatorluğu nisbeten zayıf olmalarına rağmen bir müddet daha bir arada tutabilmişlerdir.

Üçüncü merhale Balkan harbi ve onu kovalayan Birinci Cihan harbinde görünür. O devirde Yakın Şark Türkleri, en çok siyasi şartlar ve tazyikler, hattâ felâketler neticesile, siyasî milliyetçilik yolunu tutmağa başlarlar. Bu devredeki milliyet mefhumunun târifini Ziya Gökalp yapmış, bunun esas temellerini, “Milliyet, din ve garp medeniyeti” diye tavsif etmiştir. Eğer merhum, milliyeti, dil ve dilin doğurduğu hars diye tavzih etmiş olsaydı belki milliyetçilik bizde daha az tezat gösterir ve daha az ayrılık hareketleri olurdu. Kısmen bir tavzih ve tesfir olmaması, kısmen Alman tesiri, siyasî milliyetçiliğe bir ırkçılık temayülü sokmuştur. Siyasi milliyetçilikteki bu ırkçı temayül daha sonraları harsımıza da sirayet etmiş, realiteye dayanmadan ve kökleri olmıyan parçalayıcı bir durum yaratmıştır. Bunun şimdi siyasî tarafından bahsedecek değilim. Çünkü bunu o zamanlar çıkan “Yeni Turan” ve Birinci Cihan Harbi sonunda beni bir çok hücümlara maruz kılan ve “Türkiyeci” diye tavsif ettiren “Evimize Bakalım” makalem sarahatle ifade etmiş, müfrit siyasî ırkçılığa, yani “Pan-turanizm”e tamamen muhalif olduğumu anlatmıştır.

Milliyetçiliğin bu realiteye uymayan müfrit şeklinin dilimizin tekâmülünde de zararlı olduğuna inanıyorum. Çünkü değil dil gibi uvzî tekâmüle bağlı ve bütün manevî hislerimizin ifadesi olan bir şey, hattâ en maddî ihtiyaçlarımızda bir nevi devletleştirme ve dirije siyasetin ifratını muzir buluyorum. Gerçi bu resmî dili tasfiye hareketinde, kelimeleri sadece ırk kaynaklarından almak dilimize bir hayli yeni tâbir ve kelime sokmuştur. Fakat aynı zamanda halkın ve harsımızın dilimize mal ettiği bir sürü kelime ve tâbirleri atmağa kalkışmak dilimizin hem âhenk hem de vokabülerini fakirleştirmiştir. Bundan başka da ortaya yepyeni resmi bir dil atmak nesiller arasındaki bağları gevşetmiş, edebiyatımızın mazide bıraktığı büyük eserlerden bizi uzaklaştırmıştır. İşte bunların ve daha başka tesirlerin, harsımızda birbirile çarpıştığı bu intikal devrinde Türk milliyetçiliğini târif etmek çok müşküldür. Âciz kanaatimce, bugün her münevver hars sahasında milliyetçiliğin istikbalde alacağı şekli değil bu sahada kendi fikir ve gayesini ifade edebilir.


Bence dil, ve dilin yarattığı zengin edebiyat, müşterek mazinin hepimizi birleştiren âdetleri, zevkleri, toprağımızda doğan bütün kıymetleri içine almalıdır.

Türk milliyetçiliği en fazla şamatalı ve mariz bir romantizmden üstünlük gösterilerinden ve iddialarından sakınmalıdır. Kendinin olan şeyleri seven, vakur, ve istikbale inanan bir milletin evlâtları olduğumuzu unutmamalı, mazimizde henüz meydana çıkmamış, elenmemiş kıymetleri tetkik etmeli, meydana çıkarmağa çalışmalıyız. Bununla beraber ölçülü bir tenkid kabiliyetini de muhafaza etmeliyiz. Fakat bu tenkid kabiliyetinin bizim olan her şeye hor bakan, hariçten her gelen şeyi taklide sevkeden bir zihniyet uyandırmağa mâni olmalıdır. Kimseden ne üstünüz, ne de aşağıyız. Bazı şeylerde bizden ileri, bazı şeylerde bizden geri olan harici kıymetleri ölçebilecek serin bir kafa ile hareket edenler Türk milliyetçiliğinin hars sahasında — bence — en fazla sözü geçen, en çok bizi biz yapan unsurları olacaklardır.

(1) Tevfik Fikret’in “Yeryüzü vatanım, insanlık milletim” sözlerine atfediyor.

502 views0 comments

Recent Posts

See All

Comments


bottom of page